Hepimizin bildiği gibi Allah evreni ve içindeki nimetleri insanın imtihanı için özel olarak yaratmıştır. Ancak çoğu insanın bu gerçeği bilmesine rağmen umarsızca, sanki hesap verecekleri bir yaratıcı yokmuş gibi hayatlarına devam etmeleri mucizedir. Çünkü apaçık ve kesin olan gerçekleri bilip de görmezlikten gelmek çok büyük bir gaflettir.
Rabbimiz Kuran’da insanların gerçek manada iman sahibi olmadıklarını haber vermektedir. Bazı insanlar Allah’ın varlığını biliyorlar, ancak tüm gücün, güzelliğin ve zenginliğin gerçek sahibinin Allah’ın olduğunun bilincinde değildirler. İnsanların geneli “gelenek dini’’ ni sürdürmektedir. Yani dini gerçek kaynağından (Kuran’dan) değil, anne, baba, ninelerimiz ve diğer dini doğru aktardığına inanılan insanlardan öğrenmektedirler.
“Ne zaman onlara: ‘Allah'ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız’ derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)
İşte bundan dolayı çevresinin, yakınlarının, toplumun koymuş olduğu kuralları hayatının yol göstericisi edinirler. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu kurallar bellidir. İyi bir iş, iyi bir ev, iyi bir eş, çocuğunu en iyi okullarda okutmak, birikim yapmak, tatlilde en iyi yerlerde dinlenebilmek… hayatın tek amacıdır. Her gün gazetede okudukları, televizyonda gördükleri yada yakın çevresinde şahit oldukları ölüm hakkında düşünmez, bir gün ölceklerini bilseler bile kayıtsız kalmaktan vazgeçemezler. Bu insanlar günlerini doldurma, anını en iyi şekilde yaşama telaşına düşmüşlerdir. “Dünyaya bir daha gelmeyeceğiz’’ mantığıyla sürekli en iyiyi yaşama çabası içindedirler. Ama bu çabaları sonuçsuz kalır, mutluluğu da yakalayamazlar.
“Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’’ (Ankebut Suresi, 64)
Ancak bu insanlar dünya hayatı ile oyalanıp duruyorlarken ölüm kendilerini buluverecektir. Konuşmaktan ve düşünmekten kaçtıkları ölümle birlikte, gerçekleri daha net göreceklerdir. Artık dünya hayatında Rabbine yönelmiş, O’nun hükümlerinde titiz davranmış kişi sonsuz nimetlerin bulunduğu cennete, ancak nimetleri veren Rabbine karşı büyüklenip, pervasızca bir hayat süren kişi cehenneme girecektir.
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22)
Rabbimiz’in defalarca yarattığı uyarıları ve çağrıyı görmezden gelen kişi, o gün çok pişman olacak ama geri dönüş olmayacaktır. Allah gönderdiği peygamberler ve diğer salih kişilerle kullarını uyarmakta, onları barış yurduna davet etmektedir. Bununla beraber acizliğini hatırlatacak ölüm, kaza, yaşlılık, sel, deprem gibi olaylarla da uyarıda bulunmakta, dünya hayatının geçiciliğini hatırlatmaktadır. İnsan tüm bu işaretlerin farkında olmassa yada olmak istemezse o gün telafisi olmayan acılar yaşayacaktır. Dini yaşamak Allah’ın izniyle çok kolaydır. Rabbimiz’in bizden istediği sadece O’nu çok sevmemiz ve her işimizde O’na yönelmemizdir. Allah’ın hükümlerine titizlik gösteren kişi Rabbimiz’in izniyle hem bu dünyada hem de ahiret hayatında kurtuluşa erecektir.
"İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: 'Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım'. Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur" (Fatır Suresi, 37)
Bu haber 346 defa okunmuştur.