İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir varlık olması sebebiyle her zaman birbirilerine muhtaçtırlar. İyi ilişkiler kurarak hayatlarını devam etmek zorundadırlar. İnsanların yaşadığı topluma karşı bazı görev ve sorumlulukları vardır. Bu görev sorumlulukların en başta geleni yardımlaşma beşeri ilişkilerdir. Günümüzde, ekonomik sebepler başta olmak üzere bir çok sebeplerden dolayı beşeri ilişkilerin iyi gitmediğini söyleyebiliriz. Beşeri ilişkilerin iyi derecede yürümemesi insanlar arasında güvensizlik, umutsuzluk ve huzursuzluk yaratmaktadır. Yaşanan bu olumsuzluklar, insanların farklı yönlere yönelmesine sebebiyet vermektedir. Bu farklı yönelmelerden biride, kişi kendisini topluma kabul ettirmek için bilgiçlik taslamaktır. Her gün değişik insanlarla ve değişik kişilerle karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız kişilerle oturup sohbet etmek zorunda kalıyoruz. Olup bitenlerden, geçmişten ve gelecekten söz ediyoruz. İster istemez gelişen olayları, dünya düzenini ve geçmişin bir değerlendirmesini yapmak zorunda kalıyoruz. Karşılaştığınız veya sohbet ettiğiniz bazı kişiler sessiz, sakin, ketum ( sır vermeyen) sadece sorulduğunda cevap veren ağırbaşlı kişiler vardır. Birde, her şeyi biliyorum düşüncesinde olanlar, her şeyden haberdar olduğunu zannedenler, olayları sanki bizzat kendisi yaşamış gibi ballandıra ballandıra
anlatan ve çok konuşan kişiler vardır. Bu kişiler bilmedikleri halde biliyormuş gibi görünmek isterler. Bilgili
geçinmek isterler. Kendilerinde olmayan bir değeri, kendilerinde
varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Bir konu hakkında ilgisi ve bilgisi olmadan açıklama ve yorumlarda bulunmaya çalışıyorlar. Başkalarına devamlı bir şeyler söylemeye veya göstermeye çalışıyorlar. Bu tip kişilerle ilk karşılaştığınızda bir şeyler bildiğini zannedersiniz. Birkaç kez karşılaştığınızda o kişinin boş beleş biri olduğunu, tabiri caiz ise kofik, yani içi boş biri olduğunu hemen anlarsınız. Bir daha onunla karşılaşmamak için yol ve yönümüzü değiştirmeye çalışırsınız. Şunu hiçbir zaman unutmayalım; bilen ve bilgili insan, kibar olur. Mütevazı olur. Ağırbaşlı olur. Her zaman ve her yerde konuşma gereği duymazlar. Her duyduğunu ve her bildiğini anlatmazlar. Sadece kendi mesleği ve kendi branşıyla ilgili konularda açıklamalarda ve yorumlarda bulunurlar. Az konuşur çok dinlerler. Yaptığı işleri ve yaptığı
iyilikleri hiçbir zaman
başkalarına anlatma gereği duymazlar. Ketum yani sır saklamasını çok iyi bilirler.Oldukça kısa ve öz konuşurlar. Başkalarının sözlerini kesmemeye özen gösterirler. Başkalarına söz hakkı vermeye çalışırlar. Bilgisiz ve görgüsüz
kişi, savaş davuluna benzer. Sesi çok ama içi boştur. Sadece kuru bir gürültüden ibarettir. Halk arasında oldukça güzel bir deyim vardır. Bilirsen güzel kelam eyle ibret alsınlar, bilmezsen sükut eyle adem sansınlar. Yüce Allah insanlara bir ağız, iki kulak vermiştir. Bunun manası şudur. Bir konuş iki dinle demektir. Sadece kendisine ne güzel konuşuyor dedirtmek için
insanlara karşı bilgiçlik veya büyüklük
taslamak çok kötü bir davranış olduğunu söyleyebilirim. Bu tip davranışlar münafıklığın alametleridir. Mevlana Hazretlerinin buyurduğu gibi, Ya olduğun
gibi görün,
yada göründüğün gibi ol. Kısacası bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmamak
lazım. Söz gümüşse, sükut altındır. Düşüncesiyle hareket etmek en doğru davranıştır. Çok konuşmak insanın başına bir çok felaketler getireceği gibi, insanlara karşı bir güvensizlikte yaratılmış olur. Susmak aklın süsü ve cehaletin örtüsüdür. Her bildiğin doğru, doğrudur diye,başkalarına anlatmak da doğru değildir.
SABRİ AĞAOĞLU
Bu haber 732 defa okunmuştur.